Okumayı ve yazmayı , ‘’ Gel Ali gel’’, ‘’ Baba bana top al’’ ile ; ilk sevda sözlerini de ‘’ Ali, Ayşe’yi seviyor’’, ‘’ Ayşe, Ali’yi seviyor’’, yer ve duvar yazılarıyla öğrendik… Yani öğrenmek ve sevmek; çocuk ve gölgesi, çiçek ve kokusu , kitap ve yazısı gibi bir şey olmuştur hep insan yaşamında; bebeklikten ölüme dek.
Çocuklar büyüdükçe, büyüyen yalnızca kiloları ve boylarıdır, taa ki yaşamı, gerçekleri öğreninceye kadar… Çocuk, ilk sınıfta, öğrendiği ‘’ Gel Ali gel’’in, ‘’ Baba bana top al’’ın yerine; ‘’ Gel sevda gel’’i, ‘’ Baba bana mezar al’’ı öğrenmeye başlar, liseye başladığı yıllarda…
Çocuk, topu alınmadığında ağlar; genç ise sevdiğini elde edemeyince ölür. Sevdanın ağlamak olduğunu, çocukken, ölmek olduğunu ise gençliğinde öğrenir insan.
Tv’lerde diziler var: Nerdeyse mini etekli kız öğrenciler; saçlarını pavyon karıları gibi boyatmışlar ve bellerine kadar salmış kız öğrenciler var. Şampuan ve saç boyası satılacak ya.
Okullar dağıldığında sanırsınız ki pavyon dağılıyor… Yoksa 50-60 yaşındaki koca adamlar, çocukları yaşlarındaki kızları nasıl baştan çıkaracaklar…
On iki yaşlarında iki öğrenci gördüm; biri kız, biri oğlan; sokakta öpüşüyorlardı… On iki yaşlarında bir kız çocuğu gördüm, oğlanlara ‘’ Sizi, çıktığınız makineye geri sokarım’’, diye bağırıyordu, sokakta..
Koca koca, bıyıklı, sakallı taverna sanatçıları vardır: Liselim, diye şarkılar söylerler, alkollü ve sigara dumanlı sesleriyle.
Koca bir adam, ‘’ Eylülde gel’’, diye liseli kıza seslenir, şarkısında…
Tv reklamlarında liseliler kullanılır bol bol… Kadın pedi reklamlarında bile…
Liseliler sahipsiz ya… Gençler sahipsiz ya… Tut tutabildiğini.
Liseliler, üniversiteye girebilmek için dershanelere giderler, şeytana uyup. Dershane çıkışlarına, önlerine bir bakın. Dershane değil sanki bar, pavyon… Dershaneye mi giderler liseliler, aşka mı?
Sevda, sevgi, aşk en ucuz şey batıcı dünyada. Tıpkı emek, insan yaşamı gibi…
Sokaklar çocuk, liseli sevgililer doldu.
Tek tüktü eskiden, aşk yüzünden intihar eden liseli. Sonra; öğrenci-öğretmen aşkı intiharları geldi oturdu gündeme, çığ düşercesine. Aşk yukarıdan aşağı yayılır çünkü aşk, büyüklerden öğrenilir.
Büyüklerse artık güzel, iyi , doğru şeyler öğretmiyorlar çocuklara, gençlere. Gördünüz; çocuklara yönelik bir şarkı yarışması, neredeyse zorla kaldırtılabilindi tv’den. Oysa bunu Rtük çok önceden yapmalıydı. Neyse ki tv kanalının sahibi, ‘’ gerici, yobaz’’ olduğu için vicdanlı, merhametli çıktı, laik, demokratik Rtük’ten…
Aşk yukarıdan aşağı yayılır çünkü büyüklerden öğrenilir her şey gibi aşk da. Büyükler ne yapıyorlar son günlerde?
Cinayet, intihar, sorumsuzluk, bencillik değil mi? Görüyorsunuz tv haberlerinde…
Gördünüz; büyükler silaha, kitaptan ve insanca bir dünyadan daha yakınlar. Tv dizilerine bakın; ellerde kitap, bilim, insanlık savaşımı yerine silahlar, içkiler, sigaralar, paralar, yumruklar; dillerde yedi şiveden küfürler var…
Çocukların, gençlerin akıllarından kitabı, dersi, bilimi, insanlık için çalışmayı, ülke için yararlı olmayı, bilimsel olmayı, filozof olmayı söküp attınız; yerine aşk, cinsellik, moda, gösteriş, bencillik, sorumsuzluk soktunuz. Para ile, moda ile, bikini ile, tanga ile, saçı boyatmakla , arabayla, silahla, mangal yapmakla, cinsellikle mutlu olmayı seçtiniz; siz yetişkinler.
Evet, çocuklar büyüyemiyorlar artık; ‘’ Baba bana top al’’ yerine ‘’ Baba bana kitap al’’, ‘’ Baba bana insanca, bilimsel, ulusal, onurlu bir ülke al’’ diyemiyorlar. Diyemedikleri için ki ‘’ Baba bana mezar al’’, diyorlar… Çünkü her şeyden önce anneler, babalar büyümüyorlar artık. Çocuklar da, gençler de ancak bu kadar büyüyebiliyorlar kendi kendilerine…
Baba bana mezar al. Al oğlum sana mezar…
Babası, hadi oğluna mezar al… Babası, hadi kızına mezar al…
Ya da ey medya, ey kapitalist, ey modacı, ey turizmci, ey sanatçı; çocuklardan ve gençlerden uzak durun… Büyükleri yok ettiğiniz kadar yok ettiniz zaten.
Çocukların, gençlerin akıllarına aşkı, sevdayı sokmayınız; aşk süründürür de öldürür de çünkü. Bunu bile öğrenemediniz mi… Bırakın onlar güzel, doğru, iyi şeyler öğrensinler; sizin öğrenemediklerinizi…
Ya da gençler; siz baş kaldırın bu yoz, kokuşmuş yetişkinlere... Bilime, felsefeye, soyutluğa kaçın. Boş verin, bu, anası da babası da satılmış yoz, somut, nesnel dünyayı...
Necdet Gürçiftçi
Bir Türk bilgesi(Hem de inadına)
2010-nisan
3 Ekim 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder